Can simidinden hayata tutunmak

27 Mayıs gecesi emek kavgasında olan 5 arkadaş denize açıldı ve henüz yalnızca bir tanesi sağ salim geri dönebildi. İki gencin Volkan Çanakçı, Kerem İncedayı ve Hayri Kar’ın ise cansız bedenlerine ulaşıldı. Gençlerin hepsi de ekmeğinin peşinde olan, çalışan ama geçinemeyen ek iş yapmaya mecbur kalan, hayalleri, umutları olan Ayvalık çocukları. İçimiz yandı.

Kazanın hemen ardından ‘yasak-kaçak avcılık’ söylemleri bir anda mülki amirlerin ağzından dökülüverdi. Ulusal medyadan dalga dalga yayıldı; “Kaçak avlanıyorlarmış zaten” deyiverdi birkaç düşümeyen vatandaş. Ayvalık halkı hızlıca cevabını verdi, evlatlarına sahip çıktı. Sosyal medyada 2018 Ocak ayından itibaren patlıcan avcılığının Ayvalık’ta serbest olduğuna dair bir belge yayıldı.  Peşi sıra insanların neden böyle bir işi tercih ettiği anlatılmaya çalışıldı. İşsizlik, alınamayan, alınsa da ay sonunu getirmeye asla yetmeyen maaşlar. Daha iyi bir yaşam isteği, ele güne muhtaç olmadan ailesini geçindirme çabası, belki küçük hayaller… İşin kötüsü bu işten ekmeğini çıkarmaya çalışan pek çok insan kendilerini savunmak zorunda hissettiler. Bir kez de onların yazdıklarından öğrendik ne kadar ağır, ne denli tehlikeli bir iş olduğunu. Her biri ısrarla alın teriyle, çalmadan çırpmadan para kazanmaya çalıştığını anlatmaya çalışıyordu. Ne acı! Kendilerini savunmak zorunda hissetmeleri gerçekten çok acı. Oysa ortada bir suç yok. Bu iş kaçak yapılan bir iş olsa bile yine de suç yok. Asıl suç bu halkın çocuklarını güvencesiz geleceksiz bırakmak. Buz kesen ayazda tekne üstünde ya da suyun altında patlıcan toplamaya mecbur bırakmak.

İşin doğrusu bu insanlar yoksul emekçi halkın çocukları. Soma’da yerin yüzlerce metre altına inip ekmeğini kara elmastan çıkarmaya çalışan madenciden, güvencesiz çalışan taşeron işçiden, inşaatlarda iş güvenliği olmadan çalışmak zorunda bırakılan inşaat işçilerinden bir farkları yok. Her biri onurlu aydınlık yüzlü emekçi insanlar. Daha iyi bir yaşam için mücadele eden, gözünü karartıp cesaretle kendilerini denizlere emanet eden evlatlar. Hepimizi acıdan kaskatı kesen bu kaza bir ülke gerçeğini de şamar gibi yüzümüze vurdu; genç işsiz nüfus. Elbette Ayvalık’ta memleketin genelinde yaşanan bu yakıcı sorundan muaf değil.

Bu yazı kaleme alınmadan kısa bir süre önce Cunda Su Ürünleri Kooperatifinde umutla bekleyen bir anne bizi evinde misafir ağırlar gibi karşıladı. Umut dolu gözleri bir yandan denize bir yandan önünde duran telefona bakıyordu. Sahil Güvenlik Komutanlığından bir yetkili annemize “Biz ümitliyiz. Teknedeki can simitlerinden biri kayıp. Ona tutunup bir yerlerde karaya çıkmış olma ihtimalleri var” demiş. Şimdi o anne kayıp can simidine bağladı umudunu. Evladının bir yerlerde karaya çıkacağından emin. Fakat işin acı tarafı Ayvalık’ı yönetenler, yönetmeye çalışanlar plastik bir can simidi kadar bile umutlu bir gelecek veremediler o gençlere!

Biz şimdi yasımızı tutalım. Can simidine tutunmuş ümitlerimizin gerçek olmasını dileyelim, Kayıp arkadaşımızın sağ salim dönmesini bekleyelim. Genç yaşta toprak altına giren Volkan Çanak, Kerem İncedayı ve Hayri Kar’ın adlarını hiç unutmayalım. Ancak Ayvalık’ın gelecek yatırımının betonlardan asfaltlardan geçmediğini aklımızda tutarak, günü geldiğinde hesabını sormak üzere emek tarihinin kabarık hesap defterine not düşelim.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir