M.Yılmaz Tabanlı: Avlanıyoruz ama türlerin devamlılığını gözetmiyoruz

 

Mehmet Yılmaz Tabanlı, İDA Dalış merkezi eğitmeni, rehberi ve kurucusu. 1998’den beri sportif tüplü dalışla ilgileniyor. Bir yandan AFAD ve itfaiye gibi resmi kurumlarla arama-kurtarma eğitim çalışmaları yürütürken bir yanda da engelli dalış eğitmenliği yapıyor. 2003 yılından beri dalış okulu işletiyor. Yurtdışı da olmak üzere pek çok yerde dalış yapmış ancak Ayvalık onun için daima ön planda olmuş, vaktinin çoğunu buraya ayırmış. Arama-kurtarma, teknik dalış ve her seviyede sportif dalış eğitimleri yapıp, her dalıcıya uygun seviyede dalışlar düzenlemeye ve organize etmeye devam ediyor.

Mesleğiniz reklamcılık ama siz dalışla daha çok ilgilisiniz. Nasıl başladı bu merak?

Üniversite okudum onun sonucunda bir mesleğim var; reklam ve işletme. Ama aynı zamanda 18 yaşında dalışa başladığımdan eşgüdümlü gidiyor benim için. Ben 18 yaşında Balıkesir’in hatta Türkiye’nin ilk arama-kurtarmacılarından biri oldum. O yıllarda henüz böyle bir alan olmadığı için sualtında bir kaza olduğunda devlet tarafından müdahale edilemiyordu. 18 yaşında hem o işe başladım hem de üniversiteyi okudum. Benim için ikisi de eşittir, yani dalış yan kulvardan devam etmiyor. Reklamcılık alanında ise iki üniversite bitirdim ve bunun üzerine çeşitli uzmanlıklarım var. Dalış alanında da iki yıldız eğitmenim bunun yanında rehber balık adamım ve federasyonda yaklaşık 5-6 uluslararası sistemde eğitmenliğim var.  Engelli dalışı eğitmenliği de buna dahildir.

 

Ayvalık’ta 50-55 kadar dalış noktası olmasına rağmen az sayıda dalış teknesi var. Bunun sebebi ne? Özellikle kırmızı mercan resiflerine sahipken…

Ayvalık’ın bizim ve bizden öncekilerin keşfettiğimiz 55-60 dalış noktası var ki bunun istisnasız 50 tanesi dalış noktası literatüründedir. Bir dalış noktasını nasıl tanımlarız? Ortalama bir dalış 30 dakikadır. Bu süre içinde bir dalıcı aynı yerden birkaç kere geçmeden 30 dakika dip süresini yapabiliyorsa orası bir dalış noktasıdır. Yoksa birçok taşlık vardır. Ama üzerinden 5 kere geçince bir anlamı yok. O yüzden tek turlamayla 30 dakikalık dalış tamamlanıyorsa o noktayı dalış noktası olarak tanımlıyoruz. Ayvalık’ta da bu noktalardan en az 50 tane var. 24 ada var ve bu adaların etrafında 50’ye yakın dalış noktası var diyoruz tam sayı vermiyoruz. Eskilerin, süngercilerin ya da bizim tanımladığımız 50-55 dalış noktası vardır. 5 tanede eski toprak dalgıçlar çıkartır. O yüzden tam bir sayı veremeyiz. 50-60 arası deriz.

Siz neredeyse her gün dalıyorsunuz. Ayvalık’ın dip yapısından bahsedebilir misiniz? Artık eskisi gibi çok ya da çeşitli balık çıkmadığını biliyoruz.

20 yıl önceye göre çok fazla zayıflama var. Özellikle endüstriyel avcılık maalesef zayıflatan sebeplerden biri. Ayrıca zıpkıncılık da bu zayıflığa sebep oluyor. Avlanmaması gereken türler Ayvalık’ta çok rahat avlanabiliyor; orfoz, lahos gibi. Tek kovukta, yuvasında yaşayan canlılar bunlar. 13-14 ya

şından sonra cinsiyet değiştirip kendi kendine üreyen canlılar. Bizde maalesef kıymeti bilinmiyor. Mesela Kaş’ta bizim kadar renklilik yok, resiflerde özellikle bir renklilik yok ama sadece orfoz yüzünden 25 tane dalış tekneleri var. Biz de renklilik çok fazla aslında orfoz da olması gerekir, yakın zamana kadar vardı da ama yasa dışı avcılık yüzünden gösteremiyoruz kalmadı çünkü. Bazı türler tehlike altında mesela.

Tehlike altındaki türler için ne yapmak gerekiyor?

Özellikle zıpkınlıkla avlanmaya ve diğer yasak olan avcılık türlerine dikkat etmek gerekiyor. Endüstriyel avcılık, trol tekneleri ve algarna tekneleri avlanırken dibi törpül

üyor bu da dip yapısına zarar verdiği gibi tehlike altında olan türlerin de gittikçe yok olmasına neden olabiliyor. Sahil Güvenlik mültecilerle uğraşırken algarna ve trol tekneleri maalesef rahatlıkla avlanmalarını sürdürüyor.  Hatta avlanmak için İzmir’den bile geliyorlar.

Tabii deniz patlıcanı avcılığı da var. Deniz patlıcanında da şöyle bir şey var; belli tarihlerde yasal ama yasallığın ne şekilde tanımlandığı net değil. Yasak tanımı çok açık olmadığı için özellikle algarna tekneleri deniz patlıcanı toplarken dibi kazıya kazıya ilerliyor. Aşağıdaki bütün balık yuvalarını, yumurtaları bozarak kazıyarak ilerliyor ve deniz tabanı neredeyse Sarımsaklı Plajı gibi bir görünüm

alıyor. Plaj örneğini veriyorum çünkü arkalarında gerçekten o kadar boş bir taban yapısı bırakıyorlar. Hâl böyle olunca balıkların üremesi imkansız hale geliyor. Patlıcan avcılarına sorsanız “yasal çerçevede ilerliyoruz” diyorlar ama özellikle balık yumurtaları ciddi zarar gördüğü için popülasyon azalıyor.

Rakı-balık-Ayvalık tarih mi oluyor?  

Tabii. Mesela mevsim dışı avlanmak da sorunun büy

ümesine neden oluyor. Örneğin ahtapot kışın avlanıp yazın servis ediliyor, diğer türler de öyle. Yavaş yavaş tükenmeye gidiyor ki zaten eski canlılığı da görmüyoruz. Balıkçılık zaten ataerkil bir sistemdir. Birçok insan anlamayabilir “nasıl olsa denizden balık ürüyor ben geliyorum 2 tane vuruyorum” gibi düşünülebilir ama özellikle anaç balıkları vurduğunuzda durum pek öyle olmuyor.

Yanlış avlanma yöntemleri kullanılıyor. Ahtapot avında göztaşı kullanmak gibi avlanma metotları kullandıkları için maalesef ahtapot da pek göremiyoruz. Son yıllarda ahtapot popülasyonu oldukça azaldı. Doğanın kurallarından biridir; bir tür azaldığında diğer türler kendilerine daha fazla yaşam alanı bulur. Özellikle avcı türler azalmaya başladığında besin zincirinin alt halkaları daha fazla yayılım gösterir. Bir örnek vereyim; ahtapotun olmadığı ya da azaldığı yerlerde böcek olarak adlandırdığımız canlılar artmaya başlar. Ayvalık’ta son yıllarda böcek ve deniz salyangozlarını çok sık görmeye başladık. Ahtapot, böcek v

e salyangozu emerek beslenir olmadığı durumda da bu iki türün sayısında artış görülür. Ama bu bir kâr mıdır? Bunun cevabını biyologlar verebilir ama biz her sene giderek bir türün arttığını diğerinin azaldığını gözlemliyoruz.

Balıkçılığı ataerkiye dayandırdınız. Bunun nedeni avcılık biçimi mi?

Tabii, bu sosyal olarak Ayvalık’ın yapısından kaynaklanıyor. Sanayi gelişmediği ya da başka iş kolları bulunmadığı için Ayvalık’ta insanlar ya turizmci ya da balıkçı. Alternatif geçim kaynaklarından çok söz edemiyoruz ne yazık ki.  Doğal olarak Ayvalıklılar ikisinden birine yöneliyorlar. Atadan deden de gelen bir balıkçılık varsa bunu devam ettiriyorlar. Ama burada genelde şöyle bir sorun oluşuyor; hep daha fazlasını avlama, bir yıl sonrasını düşünmeme gibi. “Ne şekilde balıkçılık yaparsam seneye de denizden ge

çinirim? Ya da geleceğe ne kalır?” diye düşünmüyorlar.

Belki İl Tarım Müdürlüğü ile de ortak bir avcılık yürütülmediği, onların belirlediği kurallara uyulmadığı için sürekli azalmayla ve tükenişle karşı karşıya kalıyoruz. Bu tip kurumların yayınları var balık türlerinin boyları, yasak av zamanları ve avlanması yasak olan türlerle ilgili. Ama elbette bunları takip etmek gerekiyor.  Onun için atadan-dededen gelme bir avcılık kültürü olduğundan ataerkil diyorum. Avlanıyoruz ama türlerin devamlılığını gözetmiyoruz.

Kırmızı Mercanlara değinmek istiyorum. Bundan birkaç ay önce açtığı bir sergide konuşan sualtı fotoğrafçısı Erhan Esirtgen’in şöyle dediğini hatırlıyorum; “Bu sergide yer alan fotoğraflardaki mercanları belki şu an tekrar dalsak göremeyeceğiz. Yok olmuştur belki de” diyerek Kırmızı Mercanların hızla yok olduğuna değindi. Bu kadar hızlı mı yok oluyor?

O kadar hızlı değil. Ama kırmızı mercanlar zaten çok zor üreyen ve büyüyen canlılardır, hassas oldukları da bildiğimiz bir gerçek. Ayvalık’takiler literatürde Gorgonia cinsi olarak tanımlanan nadir mercanlardandır. Bir İtalya Portofino’da bir de Ayvalık’ta var. Açıkçası literatürde öyle geçer. Ben başka yerlerde de gördüm ama buradaki gibi resif oluşturacak boyutlarda değildi. Yurtdışında, özellikle Hint Okyanusu’nda birkaç dal olarak gördüm ama buradakiler resifin üzerinde orman olmuş. Biraz derindeler.

Tabii o kadar çabuk yok olmayacaklar. Ama burada önemli olan korunabilmeleri. Resif üzerinde bulundukları için özellikle dalış tekneleri açısından tonoz kullanımı önem kazanıyor. Dalış teknelerinin tonoza bağlanarak dalış organize etmeleri gerekir ki dalış teknelerinin kırmızı mercanlara bir zararı yok. Çünkü kaptanları çapa atacakları noktayı tam olarak biliyorlar. Ama o resifleri sonardan gören balıkçılar, yatçılar da oluyor. Mercan olduğunu bilmeden balık vardır düşüncesiyle çapa atabiliyorlar. Doğru çapa atamamaları yüzünden de mercan kayalıklarının üzerine denk gelebiliyor. Tabii mercanların üstüne atıyorlar. Santimi 10 yılda -tabii iddia etmeyeyim- büyüyor ki Ayvalık’taki 1 metrelik mercanları hesaplarsak asırlık bir varoluş söz konusu. Bu yüzden korunmaları gerekiyor. Çanakkale, Altınoluk, Altınova’ya gidin hiçbir yerde mercan yok sadece Ayvalık’ta var. O yüzden de endemiktir, bu yöreye has bir canlı olduğu için de korunması gerekiyor.

Kendisinin de aslında hızlı yok oluş dediği şey tam da buydu. Mercanların üzerine çapa atmanın verdiği zararlardan uzun uzun bahsetmişti. Pekiyi ne yapmak gerekiyor? Tonoza bağlanma dediniz nasıl bir yöntem bu?

Mercan noktaları hep çapayla tırmanılacak diye bir şey değil. Çapa atma yerinin bir tepe noktası vardır. Mesela dip 45 metre ise siz 28-30 metreye çapa atarsınız, oralar mercanların olmadığı yerlerdir. Ayvalık’ta mercan 33-34 metreden sonra başlar. Biz o tepelere çapa atıyoruz ama bilmeyenler dibine atıp çapayı da tekneyle sürükleyerek aldıkları için zarar verebiliyorlar. Ne yapılabilir? Tonoz projesi geliştirilip bahsettiğimiz tepe noktalarına tonoz yapılabilir, gelen dalış ya da tur tekneleri de o tonozun halatını alarak orada sabit kalabilirler. Yani tonozun hiçbir zararı yok hatta çok da güzel olur. Şu an literatürde belli bir mercan noktası sayısı yok ama yaklaşık 5 nokta sayılır. Bunun dışında 3-4 tane de bizim keşfettiğimiz var yani yaklaşık 8-9 hatta 10 diyebilirsiniz Kırmızı Mercan noktamız var. Yani yerler belli.

Kırmızı Mercan’ın denize ya da doğaya ne gibi faydaları var?

Mercan neden Ayvalık’ta var? Buraya tatil gelenlerin şikayetidir; “deniz soğuk” derler. Ayvalık’ta deniz suları soğuk bu da Gorgonia cinsi mercanların yaşamasını sağlıyor. Belli bir dereceden sonra Gorgonia cinsi mercan yaşayabiliyor.

Sezon başından yani dalışlara başladığımızdan haziran ayına kadar Kırmızı Mercanlar bazen Salya Yosun dediğimiz yosunlarla kaplı olabiliyor. Hatta 2 hafta öncesine kadar hala kaplıydı bazı mercan noktaları. O salya yosunlar mercanı öyle bir sarıyor ki mercanı bile göremiyorsunuz. Biyologlardan aldığımız bilgiye göre özellikle sıcaklık açısından mercanın uygun yaşam koşullarını sağlıyor. Onun üstüne tutunarak belli bir derece sıcaklıkta tutuyorlar Kırmızı Mercanları. Mercanlar polipleriyle besleniyor yani planktonik bir beslenme özelliğine sahip. Zaten Ayvalık’ta birçok canlı öyledir. Tüplü kurtlar, şakayıklar ve mercanlar gibi. Biraz akıntı olacak farklı rüzgârlar esecek ki o planktonik canlılar gelebilsin.

Kırmızı Mercanlar Ayvalık’ta ölmezler ama tabii ki korunmaları gerekiyor. Doğal resif alanı olarak kendi kendilerine ölmeyecekler ama insanoğlu bir şey yaparsa tabii ki yavaş yavaş geriye doğru gidiş olacak. Mesela  Deniz Patlıcanı dikkat edilmesi gereken bir konu. Bu canlılar denizin filtreleridir. Onlar da planktonu emiyor, midye gibi. Sindirim sistemleri aracılığı ile deniz suyunu süzerek geri bırakıyorlar. Bizim için denizi temizliyorlar. Onları yasa dışı ya da fazla şekilde avladıkça denizdeki zincir de değişiyor.

Her yaz başında denizlerde görülen tehlikeli türler ile ilgili haberler okuruz. Özellikle yosunlar ve denizanalarının istilacı türlerinin Türkiye sularına girdiği haberlerini duyarız. Bu türlerden birini Ayvalık’ta gördünüz mü? Ayvalık’a ait olmayan ama bir şekilde gelen türler?

Bu türler Ayvalık’ta çok barınamıyorlar. Elbette bizim sularımıza da teknelerin, kuru yük gemilerinin balans tanklarıyla gelebiliyorlar. Ama bu denizde tutunabildiklerini ben görmedim. Caretta, fok, manta gibi zararlı olmayan aksine çok güzel olan türler de var ama örneğin carettaların yumurtlayıp üreyebileceği bir ortam olmadığı için bu türleri de göremiyoruz. Zararlı dediğimiz türlerden biri Aslan Balığıdır, Türkiye’nin her yerini sarmış durumda. Ama Ayvalık’ta yaşayamaz çünkü onun hayatta kalacağı su sıcaklarına sahip bir denizimiz yok. Ayvalık’a lodos hakim, bu yüzden yüzeye yakın ilk 10 metrede sıcaklık 23 derece olabiliyor. Ama tabii sonrası daha soğuk olduğu için en azından üremesi biraz zor.

Ayvalık’ta dalış yapmak için 3 neden sayabilir misiniz?

Birincisi Türkiye’nin her havada çıkılan tek dalış noktasıdır Ayvalık. Bu yönde yazılı bir kaynak yok ama her havada çıkılır. Ayvalık’ta hangi rüzgar eserse essin 24 adamız ve 50-60 dalış noktamız var. Bu da her havada gidebileceğimiz bir dalış noktası olduğu anlamına geliyor. Kıyılar ya da plajlar rüzgârdan çok kötü durumda olsa bile her havada dalabilirsiniz. Ben hava durumundan dalış iptal ettiğimizi hiç hatırlamıyorum. Başka lokasyonlarda 2 ay önceden yıllık izin alıp yer ayırtırsınız ama son gün hava koşullarından dolayı her şey mahvolabilir. Ayvalık’ta öyle bir sorun yok.

İkincisi doğal bir resif alanıdır. Yapay batıklarla, suni canlılarla beslenmemiştir. Biz de hiçbir yeri ezbere bilmiyoruz. Gittiğimiz noktaları biliyoruz aşağıdaki canlılar hep doğal canlılardır ama hep sürprizlidir. Aynı noktaya yarım saat arayla bir daha dalın farklı şey görürsünüz.

Üçüncü de ben varım ondan olabilir. Şaka bir yana Ayvalık bence dalış konusunda Türkiye’nin bir numarasıdır. Bazıları Kaş’la kıyaslar. Kaş’ın büyük balıkları meşhurdur. Ayvalık’ın ise rengi meşhurdur. Bizde de büyük balık var ama bilinçsizce vuruyorlar. Ama yine de Ayvalık bence bir numaradır.

Ayvalık’ta hiperbarik basınç odası var mı?

Maalesef yok. Olması için çok çaba harcadık. Böyle önemli bir lokasyonda hiperbarik basınç odasının olmaması da dalıcılar açısından bir gelmeme sebebidir. Tabii ki kaza yaşayacağını düşünerek kimse bir spora başlamaz ama tedbirini de almak ister. Ayvalık’ta bu anlamda bir eksiklik olduğunu herkes biliyor. Daha önce basınç odası cihazlarının temin edilebilmesi için bir çalışma yürüttük ama hekim bulamadığımız için o da bir işe yaramadı. Bu alanda uzman bir hekimin Ayvalık’ta bulunması gerekiyor ki ondan sonra biz cihazları temin edebilmek için çalışma yürütelim. Dalış konusunda en önemli konulardan biri de budur. Hiperbarik basınç odasının olmadığı yerlerde olası bir dalış kazasında deniz seviyesinden çok yüksek irtifaya çıkmadan kara ya da hava yoluyla hasta sevk etmeye çalışılır. Neyse ki dalış kazamız pek yok. Ama olsa da böyle olacak.

Tabii hiperbarik basınç odasının olması bir güvencedir. Sadece dalış kazası için değil gazlı kangren, şeker hastalığının tedavilerinde de kullanılıyor. Devlet hastanesinde olursa normal bir kullanımın dışında bize de hizmet verebilir. Yatırım yapılırsa sadece dalışa yatırım yapılmış olmayacak. Ayvalık’a da yatırım yapılmış olacak. Binlerce dalıcı Ayvalık’a geliyor. Örneğin İstanbul dalış okulları Ayvalık’ı tercih ediyor. Başka illerden gelenler de var. Bu da ciddi bir sayıda dalıcının Ayvalık’ı tercih ettiğini gösteriyor. O yüzden hiperbarik basınç odasının olması gereken yerlerden biri de Ayvalık’tır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir