Körfez’de tarih ve edebiyat- Zeki Sarıhan

Ayvalık, Edremit Körfezi’nin güney ucunda bulunuyor. Bu körfez, Çanakkale’ye bağlı kıyıda Küçükkuyu’dan başlıyor, Güre, Altınoluk, Zeytinli, Akçay, Edremit’e kadar düz bir hat izlerken buradan güneye kıvrılıyor. Burhaniye, Gömeç’ten geçtikten sonra Ayvalık’a iniyor.

Geçimini esas olarak zeytincilik, bağ ve bahçe işlerinden kazanan Körfez, epey bir süredir, deniz turizminin en hareketli bölgesi haline gelmiş. Bütün ilçe ve beldeler, yapılarla adamakıllı şişmiş. Edremit ve Gömeç zaten kıyıda değil. Kıyıda kurulan ilçe ve beldelerdeki apartmanların deniz kıyısında olduğuna bin şahit ister.

Biz 30 yıl önce de bu kıyılarda beş on gün tatil yaptık. Önce Öğretmen Dünyası dergisinin kurucularından Ali Gür ve eşi İnci Aral Gür, Akçay’da denize 20-25 adım mesafedeki kulübelerinin anahtarını verdiler.  Burada ışığa gelen kanatlı bir böcekle mücadele halinde tatil yaptık. Akçay’ın soğuk sularında denize girdik. Sonra bu kulübenin yerine bir apartman yapıldı ve şehir içinde yerini bulmak bile zorlaştı. Şimdi Akçay’da denize paralel onarca cadde ve sokak uzanıyor.

Daha sonra Burhaniye’nin deniz tarafındaki sitelerinden DENETKO sitesinde Yaşar Cankoçak ve Gülten Akın Cankoçak, kendileri orada olmadıkları iki yaz bize anahtar verdiler. Kendi evimiz gibi kullandık. O zamanlar, bazı insanlar dostlarını kendi yazlıklarından böyle yararlandırırlardı. Şimdi de böyle insanlar vardır herhalde…

Ben Ayvalık’a ilk kez 1967’de, tek başıma çıktığım bir Ege, Akdeniz gezisinde uğradım. Kasabanın girişinde bir direğe üzerinde Atatürk’e atfedilen “Türk âleminin en büyük düşmanı Komünizmdir, her görüldüğü yerde ezilmeli” yazılı bir levha asılmıştı.  Ayvalık, Yunanlılar tarafından İzmir’den sonra işgal edilen ilk beldedir. Bu işgalin nedeni, memurlardan başka halkının bütününün Rum olmasıydı.  Örgütlü ilk askeri direniş de sonradan adı Cunda adasına verilen Ali Bey’dir (Çetinkaya). (Sonradan İstiklal Mahkemesi üyesi ve Bayındırlık Bakanı). Fakat burada herkes Cunda diyor. Savaştan sonra buradaki Rum nüfus adalardan getirilen Türk nüfusla değiştirilmiş ve Rum ağalarının zeytinlikleri, Türk zenginlere dağıtılmış. Şimdi çoğu Ayvalık’ta oturmayan bu zenginlerin çocukları yüz binlerce zeytinden oluşan çitlikleri, kâhyaları yoluyla işletiyorlar.

KÖRFEZ’DEKİ DOSTLAR

Burhaniye, benim için bir bakıma Sunar Sitesi demektir. Çünkü burada tanıdığım bazı değerler oturuyordu. Her yaz Talip Apaydın’lara uğrar, bir yandan Halise Hanım’ın ikramlarıyla ağırlanırken diğer yandan Talip Hocayla edebiyattan, okunacak kitaplardan söz ederdik. O her gün klasik müzik de dinlerdi. Aynı sitede Avukat Halit Çelenk’i son yıllarında oksijen tüpüyle yatarken ziyaret edebildik. Cumhuriyet gazetesinin ikinci sayfa düzenleyicisi Sami Karaören de bu sitede oturuyor. Bu bayram gidemediysem de telefonla hatırını sordum.

Fakir Baykurt ve Ruhi Su da bir zamanlar aynı sitede oturmuşlar.  Şimdi arkadaşım Öner Yağcı yıl boyu, Celal İlhan ise yazları Burhaniye’de oturuyor. Burhaniyeli aydınların, öğretmen sendikalarının böyle değerli aydınların yılın bir bölümünde kendi kentlerinde oturduklarından habersiz olduklarını hissetmiş ve üzülmüşümdür. Yalnız bir yaz Eğitim İş şubesinin daveti üzerine Talip Apaydın’la Ören’deki parkların birinde eğitim üzerine söyleşide bulunduk. Talip Apaydın’ı ve Gülten Akın’ı da bizim siteye getirerek konuk ettik.

Aziz Nesin’in Borçlu Olduklarımız ve Bu Yurdu Bize Verenler adlı iki çocuk kitabının konuları Burhaniye ve Gömeç’te geçer. Nesin, burada yazlığa geldiği zamanlar boş durmamış ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili olayları derleyip çocukların da anlayacağı bir dille anlatmıştır. Bugünkü öğretmen kuşağının da bu kitapları öğrencilerine okuttuğunu sanırım…

Edremit’le birlikte adı en çok anılan yazarımız, çocukluğu burada geçmiş olan Sabahattin Ali’dir. Benim Edremit’te, Altınoluk’ta verdiğim konferansların birinin konusu da Sabahattin Ali üzerineydi.  Sonra bu konuşmamı yayımladım. Tuncer Cücenoğlu, konuşmamı beğenmiş, bana aynı adı taşıyan oyununu gönderdi, sonra da bütün kitaplarını. Bu sayede Cücenoğlu’nun bütün kitaplarını okumuş oldum.  Ben Sabahattin Ali gibi Türk toplumunun yapısını gerçekçi bir gözle ele alan başka bir yazar tanımadım. Kürk Mantolu Madonna kısmen, Kuyucaklı Yusuf ise tamamen Edremit’te geçer. İki gün önce okuduğum Yeni Dünya öykü kitabındaki Hasan Boğuldu öyküsünde Kaz Dağları’nı destansı bir dille anlatıyor.  İki yıldır Kitap Fuarı nedeniyle gittiğim Edremit’e bağlı Zeytinli’de Gazi’den arkadaşım Bekir Yalçıntaş ve Öğretmen Dünyası eski temsilcisi emekli öğretmen Cemil Yavuz’dan başka tanıdıklarla da karşılaştım ve yeni dostlar edindim.

Yunan adalarına bakan bu kıyılar sosyal demokrat yatağı. İçerilere doğru gidildikçe bildiğimiz Anadolu halkı ve yoksullukla karşılaşıyoruz. Köylüler kendi bağ ve bahçelerinde yetiştirdikleri sebze ve meyveleri pazarda satarak geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar. Doğu’dan gelenler gibi yazlıklarda yapı işleriyle ve bekçilik gibi işlerle geçiniyorlar.  (Ayvalık, 22 Ağustos 2018)

Görsel kaynak: bizevdeyokuz.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir