Kooperatifçilik: Sınırlar ve İmkanlar-II / Adnan ÇOBANOĞLU*

Kooperatif nedir?

İlkel toplumdan bu yana, insanların tek başlarına yenemedikleri kimi güçlükleri yenmek için işbirliği yapma yoluna gittikleri, böylece ekonomik açıdan yarar sağladıkları bilinmektedir. İşbirliği ve birleşkenin örgütlenişi toplumun bulunduğu çeşitli aşamalara göre farklı farklı biçim almaktadır. İşbölümü ve uzmanlaşma arttıkça ortaklaşa çalışmanın daha belirgin dayanışma ve yardımlaşma boyutlar kazanmış, çağdaş kooperatifçilik anlayışına elverişli düşünsel, toplumsal, ekonomik koşullar ortaya çıkmıştır.

Çağdaş anlamda kooperatif örgütlenmeler tıpkı sendikacılık gibi, endüstri devriminden sonra işçi sınıfının geçim ve çalışma koşullarının ağırlığından doğan sorunlarının yoğunluk kazanması üzerine, çalışanların karşılaştıkları ortak sorunlarını birlikte çözmek amacıyla yeni yeni dayanışma ve karşılıklı yardımlaşma arayışlarına yönelmeleri sonucunda ortaya çıkmıştır.” (1)

Kooperatifin genel anlamda birbirine yakın birçok tanımı vardır. Kanunla sınırlanmış tanımlara takılmadan yapılabilecek en uygun tanımlama: İnsanların ihtiyaçlarını karşılıklı dayanışma yoluyla giderilmek amacıyla (kimi zaman yasal mevzuatlara uygun, kim zaman fiili olarak) belli ilkelerle maddi manevi olanaklarını birleştirdikleri ve katılımcılarının ortak çıkarlarını korumaya çalıştıkları organizasyonlardır.

Dünya’da kooperatiflerin ortaya çıkışı

1844’te İngiltere’nin Rochdale kasabasında bir grup tekstil işçisi kendi arasında bazı ilkeler oluşturarak bir tüketim kooperatifi kurmuşlardır ve bu kooperatifin Dünya’da bu günkü anlamıyla ilk kooperatif olduğu kabul edilmektedir. Çünkü tekstil işçilerinin kendi aralarında oluşturduğu ilkeler daha sonra, 1895 yılında Londra’da kurulan “Milletlerarası Kooperatifler Birliği (İ.C.A)” tarafından 1937 yılında “kooperatifçilik ilkeleri” olarak kabul edilmiştir.

Bu ilkeler:

  • 1. Herkese açık üyelik (Serbest giriş-çıkış ilkesi)
  • 2. Demokratik yönetim
  • 3. Risturn (İşletme fazlasının ortaklara alışverişiyle orantılı olarak dağıtılması ilkesi)
  • 4. Sermayeye sınırlı faiz ödenmesi
  • 5. Siyasi ve dini tarafsızlık
  • 6. Peşin satış
  • 7. Eğitimin geliştirilmesi şeklindedir.

İngiltere’de kurulan ilk kooperatif tüketim amaçlı olurken, Fransa üretim kooperatiflerinin öncüsü olarak kabul edilir. Fransa’da ilk kooperatif 1831’de marangozlarca kurulmuştur, bunu 1835 yılında Lyon’da tüketim kooperatifinin kurulması izlemiştir. Almanya’da 1847 yılındaki kötü hasat mevsiminde zarar eden küçük çiftçilerin borçlanmaları, sefalet içine düşmeleri üzerine kooperatifler ilk kez tüketim kooperatifi olarak kurulmuş, fakat hemen sonra alım, kredi işlevleri de yüklenmiştir. Daha sonra da Almanya’da biriktirme ve borçlanma sandıkları oluşturulmuş, 1849’da, “Esnaf Hammadde Alım Kooperatifi”, 1850’de de “Esnaf Kredi Kooperatifi” kurulmuştur

Afrika’da kooperatifçilik çoğunlukla bağımsızlık hareketlerini doğurup geliştiren bir karaktere sahip olmuştur. Devlet kurulduktan sonra ise üretimi ve kalkınmayı kooperatif model çerçevesinde gerçekleştirme mücadelesi yapılmıştır.

Türkiye’de kooperatifçilik:

Türkiye’de kooperatifçilik 1863 yılında “Memleket Sandıkları”nın kurulmasıyla başlamıştır. Köylülerin tefecilerin ağır faizleri altında ezilmesi ve üretim yapamaz hale gelmesi nedeniyle, Köylülerin tefecilerden kurtulmasını sağlamak ve tarımsal üretimi desteklemek için Tuna Valisi Mithat Paşa tarafından “Memleket Sandıkları” kurdurulmuştur.

Devlete ait boş arazilerde, devlete ait boş arazinin olmadığı yerlerde de kiralamak suretiyle temin edilen arazilerde eşit şartlarda, ortaklaşa ve imece usulüyle çiftçi ailelerine (Hafta tatilleri uygulamasında da Müslümanlar Pazar günü, Hıristiyanlar Cuma günü çalıştırılarak) ürün ekim ve hasadı yaptırılmıştır Bu şekilde elde edilen hasılatlar nakde çevrilmiş ve çiftçilerin kredi ihtiyacı karşılanmıştır.

Türkiye’de kooperatifçilik 2. Meşrutiyet’ten sonra İttihad ve Terakki’nin politik tercihi olarak yeni alanlar da kendini göstermiştir. İstanbul’da tüketim kooperatifleri ile başlayan süreç Ege’de üretici kooperatifinin kurulmasına doğru evrilmiştir. 1900 yılı başlarında da İzmir’de Vali Kamil Paşa’nın “köylerde tüketim kooperatifçiliği” adını verebileceğimiz girişimi olmuştur. Köylüleri soyguncu tüccar ve gezici esnaf elinden kurtarmaya çare olarak, köylülerin kendi ortak birikim ve kaynakları ile “köy bakkalları” kurmak üzere çabaları söz konusu olmuştur.

Türkiye deki ilk Tüketim Kooperatifleri’nin 1913 yılında İstanbul’da kurulduğu kabul edilmektedir. Bunların örgütlenmesinde İttihad ve Terakki kadrolarının payı büyüktür. Ve bu kooperatiflerin 1.Paylaşım Savaşı sırasında İstanbul halkının gıda ihtiyacını tedarik etmede önemli işlevleri olmuştur.

Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra da ülkemizdeki en kalabalık kesimi oluşturan tüketicilerin kooperatifleri de 1925’te Kemalist kadroların önderliğinde kurulmuştur.

Türkiye’de kurulan ilk üretici kooperatifi:

İncir 1900’lü yılların başında Türkiye’nin önemli ihraç ürünlerinin başında geliyordu. İngiliz tüccarlar bütün incir alım fiyatlarını kontrol etmek için merkezi İngiltere’de olan bir şirket kurmuşlar ve incir tüccarlarını bünyelerine katarak “İncir Tröstü” oluşturmuşlardı. Böylelikle de üreticinin karşısına tek alıcı olarak çıkmış, 1911 yılında İzmir’deki bütün incir alımını büyük ölçüde kontrol etmeye başlamışlardı.

İncir Tröstü’ne karşı üreticileri korumak ve İttihad ve Terakki’nin “milli iktisat” politikasının gereğini yerine getirmek üzere, İttihad ve Terakki üyesi İzmir Valisi Rahmi Bey’in desteğiyle vilayet genelinde incir üreticilerinin katıldığı konferanslar düzenlenmiş ve bu konferansların sonucunda gene İttihad ve Terakki’nin öncülüğünde 1913 yılında kısa bir süre faaliyet gösteren “Aydın İncir ve Himaye-i Zürra Osmanlı Anonim Şirketi” adı altında ilk üretici kooperatifi kurulmuştur.

Daha sonra gene İttihad ve Terakki’nin öncülüğünde gene bir kooperatif olan ”Aydın Kooperatif İncir Müstahsilleri Anonim Şirketi” ve üreticinin kredi sorunu çözmek için büyük üreticilerin, esnafın v.b katkılarıyla “Milli Aydın Bankası” kurulmuştur.(2)

Türkiye de kurulan ilk kooperatifler de ve bugün ekonomik ve sosyal yaşam da adı çok geçen “Tarım Satış Kooperatifleri, Esnaf Kefalet Kooperatifleri, Tarım Kredi Kooperatifleri, Sulama Kooperatifleri, Köy Kalkınma Kooperatifleri, Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri” gibi kooperatifler de devletin desteğiyle yukarıdan aşağıya örgütlenerek kurulmuşlardır. Yani kurulan kooperatiflerin ilkelerini kurucu üyeler değil, siyasi iktidarların çıkarttığı mevzuatlar ve yasalar belirlemiş, belirlenen bu mevzuat ve yasalar da kooperatiflerin (ve üyelerinin) belirleyiciliği ve mücadeleleri üzerinden şekillenmemiştir.

Cumhuriyet’ten sonra kurulan tüketim kooperatifleri de aynı tarzda, yani yukarıdan aşağıya, kamu kuruluşlarının bünyesinde o kuruluşun personeline hizmet veren kooperatifler şeklinde kurulmuşlardır.

Ülkemizde kooperatiflerin işleyişi ve denetimi üyelerin katılımı ve denetiminden ziyade baştan beri devletin denetimi şeklindedir. Ve devlet de bu denetimini büyük ölçüde kuruluş sırasında kooperatif tüzüğünü onaylarken, usulsüz işlemlere ilişkinde “Kooperatifçilik Kanunu ve Ticaret Kanunu ” çerçevesinde ele almaktadır.

Kooperatif Model” çok esnek bir işletme modelidir… Kapitalizmin eksiklerini tamamlayan bir seçenek olarak da kullanılabilir… Kapitalizme alternatif yeni bir ekonomik modelleme olarak da kullanılabilir. Tabii ki bu tercih, toplumların siyasi tercihlerine göre oluşur.” (3)

Bütün bu kooperatiflerin yukarıdan aşağıya kurulmuş olması onların kooperatif olmadığı, yani “İnsanların ihtiyaçlarını karşılıklı dayanışma yoluyla giderilmek amacıyla belli ilkelerle maddi manevi olanaklarını birleştirdikleri ve katılımcılarının ortak çıkarlarını korumaya çalıştıkları organizasyon” olmadıkları anlamı taşımaz. Ancak bu kooperatiflerin kendi iç dinamikleriyle büyüyüp gelişmedikleri, demokratik olmadıkları, zaman zaman devlet politikalarının uygulayıcısı ve destekçisi oldukları, hatta bazı kooperatifleri de hükümetlerin atadığı memurların yönettiği (Örneğin TARİŞ işletmeleri) söylenebilir.

Türkiye’de yukarıdan aşağıya kurulan kooperatifler kurulduklarından bu yana daha çok “kapitalizmin eksiklerini tamamlayan bir seçenek” olarak kullanılmışlardır.

Bu gün ülkemizde toplam olarak “26 çeşit ve 84 bin kooperatif ve bunların da 8 milyon ortağı” olduğu söylenmektedir

  1. Yüzyıl’a girerken Dünya’nın birçok ülkesinde gerek Üretici Kooperatifleri, gerek Tüketici Kooperatifleri gerekse de “sosyal kooperatifçilik” adıyla ortaya çıkan kooperatifler işleyiş tarzlarıyla, amaçları itibariyle yeniden “Kapitalizme alternatif yeni bir ekonomik modelleme olarak” tartışılmaya başlanmıştır. Türkiye de bu tartışmalardan uzak değildir. “Kooperatifçilik: Sınırlar ve İmkanlar-1” yazımda da belirttiğim gibi “Bu konuda Dünya’da ve Türkiye’de tartışmalar bitmiş değildir, “Ne Yapmalı?” sorusuna verilecek doğru yanıtlar düşlerimizdeki gelecek toplumun bu günden yarına nüvelerini oluşturmamıza da yardımcı olacaktır”(4)

Peki o zaman “Ne Yapmalı?”: “Kooperatifçilik: Sınırlar ve İmkanlar” tartışmalarına devam etmeli.

Dipnotlar:

(1) )Kooperatifçiliğin Dünya’da ve Türkiye’deki Nicel Gelişimi-Prof. Dr. Cevat Geray

(2) )- İncir üreticileri kooperatifi TARİŞ’in temelini oluşturmuş, Milli Aydın Bankası da daha sonra TARİŞBANK adını almış. TARİŞBANK da AKP’nin uyguladığı neo-liberal politikaların gereği olarak TMSF tarafından el konularak satılmış adı da DENİZBANK olarak değiştirilmiştir.

(3) Prof. Dr. Ayhan Çıkın. bknz: http://www.izmirtarimgrubu.net/neden-kooperatifcilik-diyoruz-ayhan-cikin/

(4) https://www.karasaban.net/kooperatifcilik-sinirlar-ve-imkanlar-1-adnan-cobanoglu/

(*) Bu yazı 29 Kasım 2018 tarihinde Karasaban.net’te yayımlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir