Kooperatifçilik: Sınırlar ve İmkanlar-1 / Adnan Çobanoğlu

13.Karaburun Bilim Kongresi V. İ. Lenin’in reformcu çözümlere karşı toplumsal ve siyasal bir köklü dönüşüm önerisini yazdığı “Ne Yapmalı ?” kitabından esinlenerek “Ne Yapmalı?” ana teması ile oturumlarını gerçekleştirdi. 5-9 Eylül 2018 tarihleri arasında yapılan Bilim Kongresi’nde 7 temel çalışma grubu vardı. Bu çalışma gruplarından en kalabalık katılımı sağlayan çalışma grubu da “Kooperatifçilik: Sınırlar ve İmkanlar” başlığı altında çalışma yürüten gruptu.

Katılımcılarının çoğunluğunu tüketici kooperatifleri temsilcileri, kendisini kooperatif girişimi, gıda topluluğu gibi isimlendiren grupların temsilcileri, üretici kooperatifi temsilcileri, kentten köye göç edip endüstriyel tarımsal üretime alternatif üretimde bulunmaya çalışan bazı kolektiflerin temsilcileri, Çiftçi-Sen temsilcileri oluşturuyordu. 80’ne yakın katılımcının olduğu çalışma grubunun toplantısı 2 gün sürdü, bu süre içinde ne katılımcı sayısında azalma oldu, ne de tartışmaların canlılığında düşme… Peki neleri tartıştı bu insanlar? (*)

Tüketici kooperatiflerinin örgütlenmesinin hedefinin, sadece “temiz ve sağlıklı gıdaya ulaşma” sorununa indirgenmesinin yanlış olacağı, bu örgütlenmelerin asıl amacının var olan endüstriyel gıda sisteme karşı mücadelenin bir parçası olarak örgütlenmesi gerektiği fikri öne çıktı.

Tüketici kooperatiflerinin yeni yaşamın nüveleri, yeni toplumun prototipleri olmasına dönük örgütlenmesi gerektiğinden dem vuruldu. Bu öngörüden hareketle de kooperatiflerde daha demokratik bir yapının nasıl mümkün olacağı, yönetim ve yetki ilişkilerinin nasıl şekilleneceği tartışılmaya çalışıldı. Yanıt olarak da; öncelikle, kooperatiflerin mevcut yapılanmalarını, doğrudan katılım ve söz hakkına olanak tanıyan, eşitlikçi hale dönüştürülmesinin gerekliliğinden söz edildi. Ve mevcut kapitalist sistem değiştirilmek isteniyorsa bu üretim, tüketim, yönetim ilişki ve süreçlerinin sadece tüketici kooperatiflerinde kurumsallaşması için değil, üretici kooperatifleri de dahil, hayatın her alanına taşınması ve kurumsallaşması için çaba sarf edilmesi gerektiği konusu öne çıktı.

2 gün süren çalıştay da “Kooperatifçilik ilkeleri” de tartışmaya açıldı; tüketici kooperatiflerinin ürün tedarik ederken yalnızca üretilen ürünün niteliğini değil, üretim sürecini de gözlemesi, üreticinin kadın/çocuk/işçi emeğini sömürüp sömürmediği, erkeklerin kadına şiddet uygulayıp uygulamadığı gibi konularında en az üretilen ürünün niteliği kadar önemli olduğunun altı çizildi.

Gıda sisteminin alternatif şekilde kurulduğu bir gelecek tahayyülünde, tüketici kooperatiflerinin ürün tedarik edecekleri kişileri veya kooperatifleri tercih ederken önceliklerinin neler olacağı ve üreticilerin örgütlenme ve üretim biçimlerini de nasıl etki yapabilecekleri tartışmaları ve “Ne Yapmalı?” sorusuna cevap arayışları da oturumların temel eksenini oluşturdu.

Doğal, ekolojik tarımla beraber yükselen fiyatların, tüketicinin sağlıklı ürünlere erişimini ve üreticinin ürünlerini satışını güçleştirdiğinden söz edildi. Ancak bu sorunun bireysel değil, gıda egemenliği çerçevesinde, üreticinin üretim ve yaşam koşullarını da hesaba katarak sorgulanması gereken, derin ve politik bir konu olduğu, bu sebeple politik hak mücadelesini örgütlemenin de önemli olduğu, ekolojiyi ve iklimi olumsuz etki yapan endüstriyel gıda sistemine karşı kimyasalsız, zehirsiz, biyoçeşitliliğe ve yaşama zarar vermeyen bir üretimin de ancak tüketici kooperatifleri, gıda toplulukları ve inisiyatifleri tarafından desteklenerek yaygınlaştırılabileceği vurgulandı.

Tüketici kooperatiflerinin ve gıda topluluklarının tüketicilerin yan yana geldiği gruplar olmanın ötesine geçmesi, sermayenin meta olarak gördüğü ve bu nedenle de kontrol altına almaya çalıştığı gıda sistemine karşı mücadele etme ve örgütlenme alanı olarak da görülmesi gerektiği bir çok konuşmacı tarafından dile getirildi. Kapitalizmin dayattığı gıda sistemini değiştirmek için üretici ve tüketici örgütlenmelerinin artması gerektiği, bu nedenle de yeni nesil üretici kooperatiflerinin, tüketici kooperatiflerinin ve gıda inisiyatiflerinin birbiriyle rekabet halinde değil de dayanışma içinde olması gerektiği konusunda hemfikir olundu.

Sağlıklı, güvenilir ve kaliteli ürünün üretilmesi ve ulaşılması bakımından da ilkeler oluşturulması önerisi tartışmaya açıldı. Bu kapsamda, ekoloji, iklim ve biyoçeşitlilik korunmak isteniyorsa üretim ve tüketim sürecinin daha net tanımlanması gerektiği, toprağın, iklimin, ekolojik dengenin,biyoçeşitliliğin yerel atalık tohumların, suyun, doğadaki tüm canlıların vb. korunduğu üretim-tüketim ilişkilerinin geliştirilmesi gerektiğinin altı çizildi.

Üretici ve tüketici arasında doğrudan ilişki kurulmasının, tüketimin sağlıklı ve erişilebilir kılınmasına, üretimde emeğin adil karşılığının alınabilmesine ve bunun birlikte yapılabilmesi olanağının yaratılmasının da karşılıklı güven ilişkisi sağladığı ve üretici ve tüketicilerin ortak karar aldığı ürünlerde zirai ilaç kullanılmaması, çocuk işçi çalıştırılmaması gibi standartları da bir araya getiren “katılımcı sertifikasyon” sistemini yarattığı ve bu sistemin şirketlerin endüstriyel sertifikasyonuna alternatif bir sistem olduğu konusunda da hemfikir olundu.

Şirketlerin kontrol ettiği bir gıda sistemine karşı mücadele edebilmenin aynı zamanda şirketlerin piyasaya sunduğu (ister hibrit, ister GDO’lu, isterse yerli olsun) sertifikalı tohumlarla üretim yapılmasına karşı duvar oluşturmaktan geçtiği, bu tohumlarla üretim yapanlar kim olursa olsun (küçük aile tarımı yapsa bile) ürün tedarik zincirinin bir parçası olamayacağının da altı çizildi.

Aynı şekilde biyoçeşitliliği yok ederek büyüyen ve şirket mantığıyla yönetilen, söz, yetki ve karar erkinin üreticilerde değil yöneticilerde olduğu üretici kooperatiflerinin de bu tedarik zincirinin bir parçası olup olamayacağı, onlarla girilecek tedarik ilişkisinin doğru olup olmadığı da tartışmaya açıldı.

Kısacası bu oturumlarda “Yeni Nesil Kooperatifçilik” konusunda “Ne Yapmalı?” tartışıldı. Kimi sorulara cevap bulundu kimi sorularda da cevap arayışı sürüyor.

Kooperatif örgütlenmeleri genel anlamıyla şirket alternatifi örgütlenmelerdir. Ama bu gün kooperatifler büyük ölçüde şirket alternatifi olmaktan ziyade “Anonim Şirket”ler gibi yönetilen kuruluşlar haline gelmişlerdir. Mevcut “Kooperatifçilik Yasaları” da kooperatiflerin A.Ş. gibi yönetilmelerini kolaylaştırmakta ve kooperatifleri endüstriyel gıda sisteminin içine çekmekte, mevcut gıda sistemine yardımcı olan kuruluşlar haline getirmektedir. O nedenle 13.Karaburun Bilim Kongresi’ndeki “Kooperatifçilik: Sınırlar ve İmkanlar- Ne Yapmalı?” arayışı önemlidir. Bu arayış mevcutla yetinmeyen, sistemle çatışan bir “Yeni Nesil Kooperatifçilik” in günlük yaşama damga vurmasının yolunu açacaktır. Bu konuda Dünya’da ve Türkiye’de tartışmalar bitmiş değildir, “Ne Yapmalı?” sorusuna verilecek doğru yanıtlar düşlerimizdeki gelecek toplumun bu günden yarına nüvelerini oluşturmamıza da yardımcı olacaktır. “Ne Yapmalı?” sorusuna yanıt aramayan veya doğru yanıtlar vermeden oluşturulan ister üretici, ister tüketici toplulukları, kooperatifleri v.b örgütlenmeler ve örgütlenme girişimleri de mevcut sistemin yaralarını pansuman etmekten öteye gitmez. Sisteme entegre olan, onun devamlılığını sağlayan organizasyonlar haline gelirler.

Peki o zaman “Ne Yapmalı?”: “Kooperatifçilik: Sınırlar ve İmkanlar” tartışmalarına devam etmeli. Bir dahaki yazımda da bu tartışmaya devam etmeye çalışacağım.

(*) 2 gün süren tartışmalar ne kadar özenle özetlenmeye çalışırsa çalışılsın elbette ki konuşulanların tamamını içermez, bir çok eksikliği de içinde barındırır. Bu yazıyı da bu gözle okumak gerekir

Bu yazı 11 Kasım 2018 tarihinde www.karasaban.org adlı sitede yayımlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir