İHD: ‘İnsan Hakları Haftası toplumsal belleğin tazelenmesidir’

İnsan Hakları DerneğiBalıkesir Şubesi, İnsan Hakları Haftası nedeniyle Ayvalık’ta bir paneldüzenledi. Avukat Eren Keskin, Akın Birdal ve Gazeteci Nazım Alpman’ın katldığıpanelde Türkiye’de insan hakalrı hakları ihlalleri konuşuldu

İHD Paneline yoğun katılım oldu

Ayvalık Orhan Peker Sanat Merkezi’nde düzenlenen panelde açılış konuşmasını yapan Nebahat Gülhan’ın ardından panelin moderatörlüğünü üstlenen Eren Keskin salonda video kaydı yapan güvenlik güçlerini eleştirerek söze başladı. “Dilerim bunu iyi niyetle sonuçlandırırlar. Sesimizi duyarlar, itirazlarımızı duyarlar. Bizim hakkımızda yeni davalar açmak için kullanmazlar” diyen Eren Keskin insan hakları açısından zor bir dönemden geçildiğini belirtti. 90’lı yıllar boyunca insan hakları ihlallerini hatırlatan Keskin yalnızca mevcut hükümet üzerinden muhalefet yapılmasının doğru olmadığını, hükümetlerin geçici olduğunu bu nedenle militer yapı ile mücadele edilmesi gerektiğini anlattı.

Eren Keskin’in ardından konuşan Akın Birdal İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin içerdiği maddelere değinerek, bu bildirgenin imzacısı olan devletlerin insan hakları ihlalleri karşında belli yükümlülükleri de kabul ettiğini belirtti. 12 Eylül Askeri Darbesinin yarattığı hak ihlallerini hatırlatan Birdal, 12 Eylül ile yüzleşmeyen ezilen emekçi kitlelerin ilerleyen yıllarda 27 Şubat, 7 Nisan ve 15 Temmuz darbe girişimiyle karşı karşıya kaldığını söyledi. Soğuk Savaş sonrasında SSCB’nin çökmesiyle birlikte tek kutuplu bir dünya oluştuğunu halkların haklarını gasp eden, ihlal eden ve her gün hak ve özgürlüklerden uzaklaşan bir dünya ile karşı karşıya kaldığını söyledi. Fransa’da Sarı Yelekliler olarak adandırılan hareketin de kapitalizmin tıkanmışlığına bir tepki olduğunu belirten Akın Birdal “Sarı Yelekliler Paris’te bir araya geliyorlar. Bugün çok tarihi bir gün arkadaşlar. Kapitalizmin gerçekten tıkanmışlığına karşı halkların isyanında çok önemli bir fişek olacak. Bakın şimdi Belçika ve Hollanda’ya yayıldı. Artık kapitalizm tıkandı. Üretemiyor yaratamıyor, adil bölüşüm yok ve halklar isyan ediyor. Orada ilk Neonaziler zamlara baş kaldırdılar ama sonra sol/sosyalist ve emek güçleri orada iradeye el koydular ve bugün onlar ordalar. Bakın liseli öğrenciler de katıldı, polisler çocukların ellerini başlarına koydurttular ve diz çöktürdüler ama bugün bütün öğrenciler eylemdeler. Polis sendikası, bizim de vardı bir zamanlar 1980 öncesi yani bütün çalışanların grevli, toplu sözleşmeli, sendikal hakkı, anayasal hakkı ve bugün polisler halk ile beraber formalarını attılar ve halkla beraberler çünkü hak arama meselesi bu. Gerçekten çok önemli ve biz bugün Fransa’da kapitalist baskıya, otoriteye, sömürüye isyan eden insanları buradan selamlıyoruz” dedi.

Cezaevlerinde bulunan hasta tutsaklara da değinen Akın Birdal 2002’de 57 bin tutuklu ve hükümlü olduğunu ancak şu anda 267 bin insan cezaevinde olduğunu hatırlattı.  İnsan Hakları Haftasının toplumsal belleği tazelemeye de yardımcı olduğunu söyleyen Birdal yıl dönümlerinin hak ihlalleri ile yüzleşmek için bir fırsat olduğunu belirtti.

Gazeteci Nazım Alpman ise 90’lı yıllara değinerek insan hakları mücadelesinin doruğa çıktığını ancak bir yandan da alabildiğine ihlal edildiği yıllar olduğunu anlattı. O yıllarda gazetecilerin belli bir özgürlüğü olduğunu da belirten Nazım Alpman faili meçhul cinayetleri hatırlatarak Susurluk Raporuna da giren şu cümlelere dikkat çekti; “faili meçhul cinayetler işleniyordu. Sonra etkili ve yetkili yerlerde araştırma komisyonları kuruluyordu. Münferittir deniyordu. Katiller ortaya çıktığında ‘devletin içine sızmış bazı unsurlar’ deniyordu. Sonra bakıyorsunuz devletin içine sızmış dediğiniz unsurlar devletin tamamını oluşturur hale gelmiş. Biliyorsunuz, Susurluk Raporuyla bu cerahat ortaya çıkmıştı. Mesut Yılmaz dönemindeki bu Susurluk Raporunda şöyle diyordu; ‘devletin öldürme yetkisi vardır, ancak bu yetki çok aşağı kademelere kadar gelmiş canı sıkılan Afrika’da otoburları avlar gibi önüne gelen insanı öldürüyor. Bu doğru deği’” yani eğer öldürülecek biri varsa alttakiler değil en üsttekiler kararını verip onlar öldürebilir diye bu raporda aynen geçti ve bu kitap sahaflarda, devletin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi arşivlerinde var.”

Basının bugün geldiği noktaya da değinen Alpman çanak medya olarak tanımlanan medyanın da günü geldiğinde yok olacağını belirterek “Yok olacaklar çünkü gazetecilik yapmıyorlar, sadece iftira atıyorlar. Onlar için benim tanımım her sabah Artı TV’de söylüyorum çanak medyası, havuz medyası falan çok hafif geliyor, bunlar vidanjör medya, sadece pislik atıyorlar ve bunu da gazetecilik diye takdim ediyorlar. Tirajları da gerçekten yok. Sadece okurlarına kalsa hepsi batmış durumdalar dışarıdan maddi destek ile yürüyorlar” dedi. Mücadele eden insanlar olduğu sürece güzel günlerin yakın olduğunu söyleyen Nazım Alpman “Gazeteci olarak söylüyorum , biz mücadele eden insanları Türkiye’nin yüz akları olarak görüyoruz. Sizlerle, hak savunucuları ile iftihar ediyoruz” diyerek konuşmasını bitirdi.

Panelden sonra Akın Birdal ve Nazım Alpman kitaplarını imzaladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir