Girit’ten Ayvalık’a ilk balıkçılar

Hasan Tosya

Girit’ten Ayvalık’a ilk balıkçılar

Emin Tosya, Lemona Kadri, Süngerci Selam ve Ayvalık’ın Midilli’den yakalama ilk trol teknesi Orkide… Ayvalık’ın bilinen en eski balıkçılarını Cundalı Balıkçı Hasan Tosya’ya sorduk. Hasan Tosya hem “eski insanları” hem de kullandıkları balıkçılık yöntemlerini anlattı. Araya birkaç hikâye de karıştı; eski balıkçılar parakete sepetlerine ip ararken çareyi atların kuyruklarında bulmuşlar. Ayvalık’ın eski balıkçıları oldukça yetenekli insanlarmış. “Emin Tosya kimdir?” diye sorduğumuz soruya başka isimler de eklendi.

Emin Tosya dedemin amcasıydı. 1924 yılında mübadeleyle yola çıkmış fakat buralara hiç uğramadan İtalya’ya gitmiş. 10 yıl orada kalmış. İtalya’dan sonra başka yerlere de gitmiş. 15-20 yıl sonra Türkiye’ye gelmiş burada kardeşlerini bulmuş. Tek başına yaşayan, balıkçılıkla uğraşan bir adammış. Bizim Giritliler ona “Koraka Emin” derlerdi. Koraka karga demek. Yani karga gibi bağırdığı zaman kargaları yanına çağırırmış. O kadar güzel hayvan taklidi yapıyormuş.

Lemona Kadri’yi çok iyi tanırdım. Babamın ustasıydı. Denizi bugünkü son sistem radarlar gibi gören bir adamdı. Yıldızlara bakarak gece denizin ortasındaki taşları bulurdu. Kerteriz deriz biz buna. O, yıldızlara bakarak denizin dibindeki taşları bulurdu. O kadar iyi bir ustaydı. Tabii o zaman şimdiki gibi imkânlar yoktu. Onlar iskandil dediğimiz iple derinliği ölçerlerdi. İskandili hangi derinliğe atacaksa, mesela 30 kulaç derinliğe atacak,  kulaca bir düğüm atar,  sürekli elle atıp çekerlerdi. Bu yöntemle denizin dibini ölçerlerdi. Şimdi biz ne yapıyoruz? Bir tuşa dokunuyoruz her şey gözümüzün önüne geliyor. Teknoloji gelişti evet, ama bunu düzgün kullanmazsak iyimser olarak bu kirlilikle, aşırı avcılıkla belki 10 yıl daha balık göreceğiz. Ondan sonra bahçemizde domates gibi balık yetiştireceğiz, inşallah o noktaya gelmeyiz tabii.

Eski insanlardan Süngerci Selam’ı tanıyorum. Onlara yetiştim. Dalgıçtı. Denizden sünger kesiyorlardı ama aynı zamanda iyi de balıkçıydılar. Daldıkları için denizin dibini çok iyi biliyorlardı. İyi ustaydılar.

Birini daha tanıyorum Miti Ali, ilk trolcülerden. Eskiden Orkide adlı bir trol teknesi vardı, Midilli’den yakalama yani sularımıza girmiş Sahil Güvenlik tarafından müsadere edilmiş. Onunla balıkçılık yapıyorlardı. Bir tane trolümüz vardı zaten o zaman. Haftanın birkaç günü denize çıkardı, bir ağda 100 kasa tekir yakalıyordu. O zaman balık boldu tabii.

Bu saydığım isimlerin hepsi Giritli. Sadece balıkçılığı değil balıkçılık yöntemlerini de yanlarında getirmişler. Mesela 2001 yılında yasaklanan daha doğrusu günah keçisi seçilen trata sistemi vardı. O trata sistemi eskiden insan gücüyle çekiliyordu. 6-8 kişi çekerdi. Her bir taraftan iplerle, hamutlarla çekilirdi. Ben de 15 yıl çektim. O sistemi Girit’ten getirmişler. Yıllarca Cunda tratacılıktan da ekmek yedi. Bir nostaljiydi, onu da bitirdiler aynı Cunda Motorları gibi.

Eski balıkçılardan bu kadar bahsedince aklıma bir hikâye geldi. Eskilerin anlattığı, biraz da muzipçe bir hikâye. Eskiden ağ fabrikaları yoktu insanlar elle örerek ağlarını yapıyorlardı. Paraketeler vardı. Parakete misina değil de iplerden yapılırdı. Saçak dediğimiz köstekler, olta bağladığımız kısım, at kılından yapılırdı. Tabii at kuyruğunu her yerde bulamazsın. Mesela o zaman bizim burada at çoktu. Bazı insanlar atını tarlada bırakırdı. Gece at tarlada kaldığı zaman kuyruğu giderdi. Balıkçılar tarafından hemen makasla kuyruğunu dibinden kesilirmiş. Sabah atın kuyruğunu kesilmiş olarak bulan sahibi bilirmiş ki bu iş balıkçıların işi. Tabii bir at kuyruğunda da binlerce kıl var ve aynı zamanda çok sağlam olur. Ondan yaparlarmış paraketeleri. Böyle bir hikâye anlatmıştı eskiler.

Şimdiki balıkların hepsi o zaman çok daha boldu. Türkiye’nin birçok yerinden daha çok çeşit çıkardı. Ama aşırı avcılık, sonarlar, ışıkla avlanma ve gırgırların çok büyümesi balığı azalttı. Bizim derinlik dediğimiz ağ yüksekliğinin normalde 50 metre olması gerekirken gırgır tekneleri 150-200 metre derinlikte ağı kullanıyorlar. Bu durum hem denizin dibindekini, hem orta sudakini hem de suyun üstünde olanı avlayabiliyor. Denizi bitirdiler yani.

Papalinamız var mesela. Aslında papalina Sardina’nın yavrusudur. Biz papalinayı kaşık kaşık denizden aldığımız için denize zarar vermiyorduk. Yani şöyle anlatayım; eğer burada 100 ton balık ürüyorsa biz onun 5 tonunu avlıyorduk, 95 tonu denizde kalıyordu. Ama şimdi gırgır dediğimiz sistem buraya gelince hepsini katletti. Ana-baba ölünce yavru nasıl olacak? Tekirimiz vardı çok güzel, hala çıkıyor ama azaldı artık. Kalamarımız güzeldir, ahtapotumuz Türkiye’de sayılıdır. Buradan Bozcaada’ya kadar olan saha çok kaliteli ürün verir. Mesela Yunanlılar Türkiye’den balık alır. Benim babam 1972 yılında Afrika açıklarında Yunan trolünde çalışırken çok balık tutarlarmış ama Türkiye’den gelen balık lezzet olarak çok farklıymış. Halen Yunanlılar bizim Ege’nin balığını çok tutar. Afrika’daki balığın bir nefaseti yokmuş yani. Boyut olarak çok büyük, çok bol ama tat yok.

Girit’ten Ayvalık’a ilk balıkçılar” için bir yorum

  • 4 Eylül 2018 tarihinde, saat 12:26
    Permalink

    Hasan Kardeşim çok güzel anlatmış. Kutlarım. Özellikle trata konusuna değinmesi iyi oldu. Bu sistem bilinen trol avlanma şeklinin çok ama çok küçüğü. Ve tekne denizi alabildiğine dolaşarak taramaz. Trata çekilen belli yerler vardır. Buna kala yeri denir. Toplasanız o çıkarsa 15 -20 yi geçmez. Deniz dibinin çok engebeli , büyük kayalıkların olduğu yerde çekilemez.Çünkü o tekneler 7-10 metre arası , motor güçleri sınırlı, ağ donanımı küçüktü. Dolayısıyla trol veya gırgır kadar zararı yoktu. Yalnızca kala yerinden gelip geçen balığı avlayabilirdi. Yani deniz alanımızın toplamının belki en fazla % 1 inden az bir alan. Bu yasağa çok itiraz edildi. Kimsenin umurunda olmadı. Ankara’da masa başında, bilir bilmez adamlar bileti kesmiştı. Ayvalık ve Cunda balıkçıllarına vurulan en büyük darbedir. Bunun dışında en büyük bela, denizin aşırı kirletilmesi, balıkçılığa olduğu gibi, çevreye, doğaya, İnsan sağlığına ve turizme , sonuçları giderek daha güçlü olumsuzluk yaratacak etkenlerin başında gelir.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir