Cundalı Neşet Bey – Ahmet Anak

Neşet Bey Cunda’nın eniştesiymiş.

Ne eniştesi? Adam Cundalı’dan daha fazla Cundalı

Cunda’da Pateriça’ya giderken, yol üzerinde ne kadar ahlat ağacı varsa hepsini aşılamış, armut yapmıştı. Takip eder, ayıklamasını da yapardı. Öyle karşılıksız. İnsanlar yesin diye…

Biz küçükken Cunda’da armut ve incire para vermezdik. Armut ve incir sosyalistti. Herkes toplayıp yiyebilirdi. Bir kaç kişi vardı toplayıp satan.  Yalnızca turistlere tabii… Yerlisine satmaya kalk, sana gülerlerdi.

1975 yılında İstanbul’a geldiğimde parayla satıldığını görmek tuhaf geldi. Hala incir ve armuda para vermeye gıcık olurum.

Neşet Bey öldü… Armutlar da öyle! Cunda’da o armut ağaçları yok artık.

Neşet Bey’i unutmamak gerekir.

Düşünsenize! Türkiye’nin ilk boğaz köprüsünü yaptırdı. Yıllarca mücadele etti…

Bir gün gişe koyup para almalarından korkarım şimdikilerin!

Uzun boylu,  sağlam adamdı. İyi bir yüzücü, iyi bir avcıydı. Kapımızdan geçtiğini hatırlarım.80 küsur yaşında bir delikanlı…

Çok iri ve hızlı adımları vardı. İyi yüzerdi, iyi dalardı, İyi de yürürdü..

“Bu adama kimse yetişemez, sürekli yürüyebilir, yorulmaz ” diye düşünürdüm hep.

Sırtında av heybesi, omuzunda asılı av tüfeği, uzun çizmeleri pırıl pırıl… Kışın, tüylü kalpak benzeri bir başlık… Ava giderdi… Dönüşünü izlerdim. Belinde asılı birkaç  sığırcık, fazlası yok.

O zamanlar “İyi avcı değil, vuramamış fazla” diye düşünürdüm.

Meğer, o aslında ava değil, doğaya, aşılamak istediği ağaçlara, çamlara, zeytinliklere  gidermiş. Hani şu yeni yasalarla rant uğruna kurban edilmek istenen , o mitolojik mirasa…Bin yıllık tarihe!

1970 yazı…

Oğlu Gündüz’ün o dalış kazasında hayatını kaybettiğini hatırlıyorum dün gibi. Bröveli dalgıçtı. Sonrasında o yaz bitti bizim için.

Cunda yas tuttu. Sinema bir hafta kapalı kaldı. İnsanlar evlerinde, kahvehanelerde radyo açmadılar. O zaman televizyon yok tabii.

Gündüz’e çok sevgi ve saygı vardı. Ama asıl sevgi ve saygı, Neşet Bey’e idi. Cunda onun matemine ortak olmuştu. Biz Cundalılar öfkemizi de, sevgimizi de, saygımızı da o zamanlar eylemlerimizle yaşardık. Gösterişten uzak. Zaten utangaçtık da çok. Ama laf olsun, ayıp olmasın diye değil… Yürekten.

Haftalarca sabah erkenden ya da akşam üstü kapımızdan neredeyse koşar adımlarla, ” Oğlum… Yavrum… Gündüz’üm …” diye diye… İnleye inleye geçtiğini unutamam. Çok kez mezarının üstüne kapaklanmış, ağlarken bulup evine götürdüler zorla…

Zaten, sonrasında yaşamak ağır geldi.

Kaybettik.

Ama hep gönlümüzdedir, hep bizimledir.

Koca Cundalı, kocaman , büyük adam Neşet Bey…

Bir gün Cunda köprüsüne bir isim vermek gerekirse, “Neşet Bey Köprüsü” olmalı adı. Ne padişah, ne sultan.

Yalnızca “NEŞET BEY”

 

Fotoğraf: apartara.com

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir