Ayvalık’ta tatilci olmanın ağırlığı-Zeki Sarıhan

Zeki Sarıhan 25 yıldır Ayvalık’taki yazlıklarına gelerek yılın en azından bir ayını burada geçiriyor. Kendisi bir yazlıkçının gözüyle Ayvalık’la ilgili bir günlük oluşturmuş. Ayvalık Günlüğü adını verdiği yazılarını papalina.org’de yayımlıyoruz.

Bu yazlığa gelmeye başlayalı 25 yıl oldu. Her yıl Ağustos ayını burada geçiriyoruz. Ben kitap okuyorum, Ankara’da olduğu gibi yazılar yazıyorum. Fazladan, deniz çok dalgalı olmazsa ortalama iki günde bir denize dalıp çıkıyor ve Rumlardan kalma ve çoktandır harabe halinde olan zeytinyağı fabrikasının iskelesinde 15-20 dakika güneşlenip işimin başına dönüyorum.

84 konutlu Bizim Köy Tatil Sitesi, Ayvalık kıyılarında ve koylarında bulunan yüzlerce tatil sitesinde biri. Ayvalık’ın kuzeyine doğru en eski tatil sitesi olan Şirinkent’ten girilip kıyı boyunca birbirine eklemlenmiş siteler geçildikten sonra kıyıda Ayvalık’a bağlı son yerleşim yeri. Öte tarafı Gömeç ilçesine bağlı. Gömeç, kıyıda olmayan küçük bir ilçe fakat onun kıyı kesimleri de bu mevsimde tatilcilerle dopdolu. Perşembe günleri Ayvalık’ın pazarı. Caddelerinde ve Pazar yerinde iğne atsanız yere düşmüyor. On, on beş yıl önce “Ayvalık’ın kışın nüfusu 30.000 ama yazın 300.000kişiyi buluyor” diyorlardı. Şimdi yazlık nüfusun bir milyon olduğunu söyleyen oldu.

Bu yörede tatil yapanların içinde Ankara’dan gelenler başı çekiyor. Onu İstanbullular, İzmirliler ve Balıkesirliler izliyor. Türkiye’nin hemen her yanından insanlar var. Ayvalık ve çevresi Türkiye’nin Bodrum, Marmaris, Çeşme gibi ilçelerinden sonra ikinci sınıf tatil yerlerinden sayılıyor. İkinci sınıf sayılmasının nedeni, kumsalların azlığı ve hiç eksik olmayan rüzgârı. Bununla birlikte burada da tatilciler arasında sınıfsal konumları açısından farklılaşma var. Mühendisler, avukatlar, serbest meslek sahipleri yanında en çok rastlanılan meslek öğretmenlik. Bunların çoğu emekli. Nisan’da gelip Kasım ayına kadar oturanlar varsa da çoğu okulların açılmasıyla kentine göç ediyor.

İlk geldiğimizde yeni komşular olmanın merak ve heyecanıyla daha hareketli bir yaşam vardı. Burada diğer sitelerde görünmeyen bir sosyal faaliyet de başlatmıştık. Bir okuma odası açmış, duvar gazetesi çıkarmış, çevre gezileri düzenlemiş, yakın yerlerden konuşmacılar getirterek konferanslar bile düzenlemiştik. Bu ancak birkaç yıl sürebildi, çok geçmeden her yerde görüldüğü gibi gruplaşma başladı. Çekişmeli kongreler yapıldı. Yıllık ödentinin miktarı ve siteye yaptırılacak tesislerim maliyeti gibi konularda görüş ayrılıkları sebep sayılarak yılda bir yapılan genel kurul toplantılarını topluca terk etmeler bile yaşandı.

En sonunda herkes biraz yoruldu. Siteyi yönetmekte herkes hevesini aldı. Şimdilerde bir durgunluk yaşanıyor. Komşuluk ilişkilerinde eski hareketlik de yok. İlk yerleşimcilerden bir kısmı evini sattı. Her yıl birkaç evin sahibi değişiyor.

Benim tercihim değildi

Böyle bir yazlıkta yılın bir ayında zaman geçirmek benim tercihim değildi. Eşim, bazı avukat arkadaşlarının teşvikiyle burada bir ev alarak bize sürpriz yaptı. Benim tatil tercihim, deniz kıyısı değil, Karadeniz’deki köyümdür. Fakat ne çare ki, artık ailelerde yalnız erkeğin dediği olmuyor! Neyse başa gelen çekilir! Gerçi okuyucunun bildiği gibi, köyüme yılda bir iki kez gitmekten ve orada sekiz on gün vakit geçirmekten geri kalmıyorum.

Önceki gün Fatsa’dan bir arkadaş telefon etti. Ayvalık’ta tatil yaptığımı öğrenince “İyi eğlenceler hocam” dedi.

“Yok canım, ben burada eğleniyor değilim. Ankara’da ne yapıyorsam burada da onu yapıyorum, okuyup yazmakla vakit geçiriyorum” dedimse de, onu ikna ettiğimi sanmıyorum. Deniz kıyılarında tatil yapmayanlarda, ki halkın yüzde sekseninin bu durumda olduğunu sanırım, ister deniz kıyısında yazlığı olsun, ister otel veya motelde tatil yapsın, yüzde 15-20’lik bir diliminden ibaret tatilcileri yadırgadığını tahmin ederim. Bu hem gelir hem de kültür farklılığından kaynaklanıyor. Bir kuşak önce köyden gelip kentlere doluşmuş milyonlarca insan için tatil, çoluk çocuğunu alarak köyüne gitmek, akrabalarının yanında beş on gün kalarak yağını, peynirini, turşu ve salçasını alarak kaldığı kente dönmektir.

Ama artık Türkiye’de hayat tarzının çeşitlendiği de bir gerçektir. Bu sitede ve hemen diğer bütün tatil sitelerinde yazlayanların ailelerinde 30-40 yıl öncesine kadar böyle bir imkân da kültür de yoktu. Şimdilerde bazı köy gençleri bile ceplerine biraz para koyup mayolarını alarak beş on günlüğüne bir deniz kıyısında tatil yapmayı ihmal etmiyor.

Bir hayalim var

Bana gelince: Bir hayalim var. Bu yazlıklarda bütün halkın dönüşümlü olarak tatil yapması. On beşer gün yeter. Bunun için ya yazlıklarda özel mülkiyetin kaldırılması ya da devletin bu gibi tesislerini çoğaltıp bazı devlet kurumlarının çalışanları için yarattıkları bu fırsatı bütün halkın yararına sunması. Köylüler, işlerini güçlerini, tavuk ve ineklerini bırakıp gelirler mi bilmem. Yıllar önce rahmetli ağabeyime dedim ki: “Ağabeyi, siz de bizim yazlığa gelip beş on gün kalsanız ne güzel olur.” “Tabi ya ne demezsin, bütün işi gücü bırakıp gelebiliriz!” deyip benimle dalga geçmişti!

Bazılarının sandığı gibi buradaki yaşam pek “eğlenceli” değilse de, büyük bir çoğunluğun erişemeyeceği bir imkân. Bu nedenle savunduğum sınıfın gözlerini üzerimde hissediyor gibiyim. Ben de bu çevrede halkını umur etmiş aydınlarla tanışmaya, onlarla tartışmaya ve emekçi halkı savunan yazılar yazmaya çalışıyorum. Başka ne yapabilirim ki?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir