Kendi içimize bakmayı bilmek-Cemal Çağlı

Demek oluyor ki belli bir davranış kalıbını benimseyerek bizimle ilişki kuran kişilere olan kızgınlığımız, öfkemiz kendi içimize bakamamanın sonucudur. Çünkü kendi içimize bakmayı öğrendiğimizde benzer davranış kalıplarına kendimizin de sahip olduğunu görmüş oluruz.

Belli bir davranış kalıbına sahip olmanın nedenlerinden birinin kapalı bir toplumda ve o kapalı toplumun ötekileştirilmiş, ayrıştırılmış bir grubun, bir inancın, etnik bir yapının sınırları içerisinde şekillenmiş olmasıdır. Bu şekillenme çocukluk dönemine denk geldiği içindir ki kişilik özelliklerinin temelini oluşturur. Ait olduğu toplumun tarihsel şekillenmesinin yansımasıdır anlatılmak istenen. İkinci bir neden ise demokratik bir eğitim sisteminin olmamasıdır. Tek yönlü düşünmeyi, inanmayı önümüze dayatan, merkezinde insan olmayan bir eğitim sisteminin olmasıdır. O eğitim sisteminde bütün inançlara, düşüncelere, etnik yapılara yaşama hakkı tanınmadığı için, eğitim sistemi tek bir inancın, ırkın, ideolojinin egemenliğini merkez kabul etmiş dairesel bir döngüye dönüşür. Eğitim sisteminin amacı, bu dairesel döngünün daha geniş bir toplum kesimini süpürmesi için dairenin yarıçapını büyütmektir. Bunun da yolu tekleştirme politikasındır, yani asimile ederek ya da zora başvurup devre dışı bıraktırarak dönüştürme.

Dış dünya iç dünyamızı baskılayıp etkisizleştirdiği için iç dünyamız beslenemeyip, cüce kalır. Yeterince güçlenemeyen benliğimiz kendi içinde kendine doğru yolculuk yapmayı da bir türlü başaramaz ve sistemin ona empoze ettiği davranışı aynen yansıtmaya başlar. Giderek tek yönlü düşünen kişilere dönüşürüz. Öncelikle bu değişim dönüşüm çocukluk dönemine denk geldiği için de hayatımızın tüm evrelerini etkiler. Psikolojik sorunlarımızın, depresyonlarımızın, algıda yanılgılarımızın, paranoyalaşmamızın temelleri böylelikle bu dönemde atılmış olur. Durum böyle olduğu için de yaşadığımız her türü sorunun çözümü, bu sorunları yaratan duyguları ve bu duyguların kökenindeki yaşantıların ne olduğunu bilmek gerekiyor.  Psikologların, insanların psikolojik sorunlarını çözebilmek için yaptıkları terapilerde kişilerin çocukluk dönemlerine yolculuk yapmak istemeleri bu yüzdendir. Çünkü çok şeyin temeli çocukluk döneminde atılmaktadır. Bunu birey olarak bilemediğimiz, bilmek için de eğitimini alamadığımız için yanlışlığının farkına varıp değiştirme yolunu seçtiğimizdeki başarısızlık, bizi rahatsız eden davranışın kökeninde neyin yattığını bilemememizdir.

Peki, değiştirmeye niyetlendiğimiz davranışların kökeninde neyin yattığını bilsek de neden o davranışı değiştiremiyoruz?

Hani çabuk sinirlenen birisi, “artık çabuk sinirlenmeyeceğim” diyerek yola çıkıp, birkaç tavır değişliği yaptıktan sonra kritik anlarda yine sinirlenip patlamasının nedeni nedir?

 

  1. Tavır değişikliği davranış kalıbını değiştirmeye yetmiyor çünkü tavır değişikliği başlangıç itibariyle bir bilinçlenmenin sonucudur, yani değiştirme düşüncesidir. Oysa ki değişen düşünce var olan duyguyu değiştiremiyor. Yani düşüncemizi denetlediğimizde duygumuzu denetlemiş olamıyoruz çoğu kez.

Duygu görünmeyen, düşünce ise söz ve yazıyla duyulup, bilinip görünür hale gelendir. Görünenden yola çıkıp görünmeyene ulaşmak mümkündür ama görünene ulaşmaktan çok daha zordur ve uzun bir zaman gerektirir.

  1. Davranış, içinde bulunduğumuz koşulların ve bu koşulların nasıl yorumlanıp anlamlandırıldığına bağlı bir yaşam tarzıdır. Başka bir değişle binlerce hamlenin, düşüp kalkmanın, sevincin ve üzüntünün yaşanması sonucunda oluşmuş alışkanlıklardır. Bu yüzdendir ki alışkanlığa dönüşmemiş davranışlar yaşam biçimine çabucak dönüşemiyor. Değişime uygun bir düşünce, bu düşünceye uygun bir duygu, bu duygunun yol vereceği bir davranış ancak ve ancak süreklilik isteyen bir mücadeleyi zorunlu kılmaktadır. Sürekliliğin bir başka adı ise tutarlılıktır.
  2. İnsan davranışını değiştirmek için, insan davranış bilimini bilmek gerekiyor. İnsan davranış bilimini bilmek için de kendimizi eğitmemiz gerekiyor. Bu durumda da karşımıza eğitim olgusu çıkıyor

Bir şeyi bilmek, değiştirmek için yetmiyor. Demek ki bilmek gerekli şartlardan biridir. Bütün mesele bilinenin ne kadar doğru olduğu ve nasıl  uygulanacağıdır. Hele bu bilgiler insan tabiatı ve davranışı üzerine ise çok daha önem kazanmaktadır.   Bu yüzden, Alfred Adler; “İnsan tabiatını bildiğini iddia eden bir kimseye, bu bilgiyi önce kendi üzerinde denemesini tavsiye etmeliyiz” diyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir